24.02.2020

LACAN in MARE NOSTRUM


Lacan et Krakowie

Kırım (Crimée) ve Ben

Notes on “Dursun’un hamsili signifiant pilavı” case study, called “MARE NOSTRUM”

 

halil türker‏ @haliltrkr

H.L. Bu işin amatörü olarak Lacan ile ilk karşılaşmayı bunlarla yapmanız tavsiye olunur… Zizek kesinlikle doğru bir tercih değil. Sağolsun, real-reality meselesi yüzünden epey bir şeyi yanlış anlamama sebebiyet vermiştir kendisi
 

Me: Amerikan talebeleri ve hocalarının French Theory diye her dediğine laf yetiştirmeyle bu işler olmayacak; asla bir Caputo'yla bir Bennington'la, Ayna'nın Sırrı'yla karşılaşamayacağımı anladım ve artık ciddi olacağım dediğimde aklıma şu Lazcan fıkrası geliyor: “Krakowie'ye gittiğim zaman Krakowie'ye…” diye başlayan
 

H.L. Evet hocam. Artık birilerinin Lemberg'e gittiğini söylemesi lazım :)
 

Tiyo için teşekkür ederim, Lemberg de güzel mekânı cennet.

Lazca Lacan fıkrası (Lazcan) kitaben şöyle biter: "Giresun Gettosunda Dursun, Hamsi'ye der ki 'Ha ben Kirim'a kadar cidip geleyrum'/ He, der/ "Ha sana dedum, ben Kirim'a cidip geleyrum" (2 tekrar daha): Susan Hamsi patlar: Ne yani şimdi[1]
 

Hikâye böyle bitmez tabii. Analiz girer araya: "Hamsi" sadece "He" diyebilen sufi, kunik formda bir Arap harfidir ('He Panta'daki Rumca He de olabilir): o bir "signifiant flôttant"dır (yüzergezer gösteren) o yüzden balık seçtim. Laz/ Yiddish metonimisi zaten açık. Ancak, signifiant zorlanırsa: Pat!
 

Bakın çok açık yazıyorum: Hamsi bir balıktır (derya kadar vardır ve hepsi birbirine benzer), hamsi konuşamaz He der: Herşeye Evet! En sadık dostumuzdur, sırdaş. Sonra Lacan bir takım tarihsel  bilgiler verir: Polonyalı dostlarımız için başlatığımız Dünya Savaşlarından söz eder: Sadık Kato!
 

Hikâye kötü bir sona doğru sürüklenmektedir (Karadenizde fırtına patlayacak kesin!) Başta iki masum arkadaştılar, ama iletişim biçiminden ağır bir denizci düğümünün (Noeud lacanien) ortaya çöreklendiğini ve signifiant'ı boğmaya başladığını sezebiliriz (Dursun's object of desir): KırımWar!
 
Polonya da Kırım da Dünya Savaşları çıkarma yeteneğinde iki güzel Helena, yer Truva, ben Apollo (bu yüzer signifiant pilavı daha çok "Su Kaldırır Su"). Lehler Kato olmayı seçen Slavlar. Lazlar Müslüman olmayı seçen Rumlar. Yasak gösterilen, aşkınsal giz, kutsal sadakati zorunlu kılıyor: "He!"
 

Tarih zaten gemici düğümünü iyi atmış çözemezsin, gemici Dursun da kufik He'yi limana bağlamış (düğüm) forsaj (forçage) yükleme yapıyor ki Karadeniz taşsın, Savaşlar başlasın, iç işlerine karışılsın, bütün imlerin seyrüseferi başlasın, düğümdeki fay hattı kırılsın ve herkes rahatlasın!
 

Herşeye he deme dışında bir seçeneği olmayan bir nesne (ülke, halk, sevgili, sınıf, din -Yezidî, emancipé olmamış bir kimlik, tanımca ve saygı uyandırmayan X) bul, yükle (investie ton desir en t'y investissant, tu auras été pris par/à même piège), oraya kendi arzunu yerleştirirken sen de yerleş: aynı Tuzak
 
Analistler bu "Su kaldırır Su" sahnesini görmek isterler; bunun için basit bir doktor tavsiyesinde bulunurlar diğer hekimler gibi (Çay İçerken Gözün Acıyorsa Kesin Sorun Gözte): onlara ne pişmanlık veriyorsa onu yapmaktan geri durmaları: Sıkı bir Perhiz, haftaya gel: Ve Fırtına! Ve Savaş! Şenlik
 

Dokunaklı pişmanlık sahneleri: Perhizi bozan bu muazzam hazinenin her zerresi (şahsi olmayan) gösterenle dolu olduğu için Not alma dışında ve hastaya (canım sen de, o zaman sen de Çayı Kaşıksız İç! ve fiziki hastalık) dışında hiçbir şifahi teşhiş ve fizikî tedavi uygulanmamalıdır: müsekkin, uyku ilacı dahil! Bu çok mühim! Hamsi Seyri Deryada kalmalı (dışarda veya içerde ölür)
 

Kanunlarla çizili bir Ortaçağ Lonca sisteminden (Psikanaliz Derneği[2]) söz ettiğimize göre Etik ve Hukuki limitlere mecburen riâyet edilecek! Ancak Savaşlar şahsi değil de Milletler arasında Kanunla(!) yapıldığında Zeus gerçek yüzünü, yani Goya'nın görüp delirdiği o Cappricio'ları gösterebilir
 

Analist Zeus veya Siklop olmadığına, bir sosyal bilimci olduğuna göre, ona peki o zaman sen neden Kırım Harbi'ni engellemedin, neden Nazilerin Polonyayı ilhâk (Einschluss) etmesinin önüne geçmedin, neden önce Yezidîleri kaçırmadın, neden '68i, neden Gezi'yi vb. denemez. O ölü politikacılara sorulur
 

Biz ana kucağı gibi şevkat gösterir yargılamayız, ki onun ölü anasına anlatır gibi anlattığını baba kulağıyla dinleyip anlamlandırabilelim, yani androjin, nötr kalmak zorundayız Athena Sceptomena gibi arkamızda playboy Apollo, kutsal kanunlar bizden yana: Trajedi sadece seyredilir: Ayin[3]
 

Décidemment, on n’est que trop bon avec eux[4]

 

 

 



[1] Ontolojik şema gereği konuşmaması (insan diliyle konuşmaması) gereken Hamsi’nin gösteren dilinde kendi diliyle konuştuğunu varsaydığımız zaman (ki Lacan, fıkrasının orjinal versiyonunda iki getto sakinini aralarında konuşturur. Yiddishce veya okunaksız dost dili Lehçe, ama anlaşmanın ya çok zor ya da konuşmayı gerektirmeyecek kadar yoğun olduğu bir dilde) ortaya bizim versiyonumuzda –gülme etkisinin, yani sinirsel boşalmanın olabildiğince ertelenmesi, ötelenmesi gereken sonunda- şöyle bir fıkra sonu ortaya çıkar: « Neden bana durmadan Kirim’a kadar gidiyorum diyorsun? Ne yani? Artık bana Kırım’a gidiyorum dediğinde Çayeline Karın’a gittiğini anlamam için mi?” Yani aralarındaki kopuk diyaloğun düğümlediği düğümün uzun bir hikâyesi, ipin ucunu yavaşça ele geçirerek çözülecek içi ödem yapmış (çok su kaldırmış) bir apse var demektir.
[2] Burada bir tür Mısır seyahatlerinden yürütülmüş eski eserlerle süslü eski mason localarını andıran, duvarları Bayeux halılarının orijinal taklitleriyle kaplı ağırbaşlı ve kasvetli günah çıkarma odası (antikacı dükkânı) tasvir edebilirsiniz imgeleminizde (bkz. Freud’un şahsi kabinesi fotoğrafları, edebiyattan yardım için Flaubert’den Salambô, Balsac’tan Peau de Chagrin (veya Meçhul Şaheser), Pamuk’tan Masumiyet Müzesi, vb. Dekor ve ayin her kültüre göre mutlaka uyumlu olmak zorundadır, ve geliştirilebilir; enstalasyon sanatçıları bu iş için var)
[3] Trajedi Yunanlılarda seyirlik bir oyun haline gelmiştir, ama tragos kökeni onun ayinle bağını koparıp sanat haline geldiğini gösterir: analiz ne sanat ne de ayin olduğuna göre, ama birinin erteleyici sağaltıcı gücünden diğerinin de yoğunluk ve katarsis etkisinden faydalanarak, bu en güçlü farmakon’lar ve simulakrlar dışında hiçbir kimyaya ihtiyaç duymadan ümit edilmeyen nice başarılar kazanmıştır: Logos’un muthos’la iyileştirici ikinci evliliği… İkinci Ahid, Üçüncü Ahid: Mare Nostrum!
[4] Lacan tarafından alıntılanan Patafizisyen Raymond Queneau (eau: Su), “On est toujours trop bon avec les femmes”(Roman),

23.02.2020

Aucune religion n'est pure...


C’est ce pourquoi aucune religion n’est pure (ne l’épure…)

 

@islamomarxist

to read "anti-anti-essentialist" Islamic studies…

This man really wrote whole ass paragraphs on Derrida and Lacan just to conclude that "Islam is a signifier that signifies something"

*

C'est un peu "Jesus n'était sous croix (un S barré, sous rature, erasure) que pour signifier que nous sommes sauvés (sain-et-sauf), et que les générations entières, chacun naissant et mourrant sous sa propre croix, s'appelle chistianisme au-delà de religion: la responsabilité inaliénable et insubstituable!

 

Facile à apprendre par coeur pour un musulman arab (plus fort en math. que les autres) spécialiste en Algèbre, et qui s'y connait bien qu'une axiome en paradigme s'étend en une série illimitée, independamment que le prémise soit faux ou vrai, en toute fractale propagation virale…

 

Et que le Shia étant une version du christianisme dont le messianisme lui est avorté par exprès, et ayant des couleurs islamiques et une hagiographie, une saintété en hierarchie, ressemble d'une part à l'Etat Vatican, et d'autre part au "Socialisme dans un seul pay" de Lenin, donc russe

 

Si dès ce jour, l’Italie annexait contre les gardes suisses Vatican City, pour en gagner plus dans le tourisme de musée, l'humanité ne perdrait rien de bien, au contraire. Christianisme ayant perdu sa qualité de religion (primitive) en a beaucoup plus gagné! Islam s'occupera de près de l'animisme

 

Animisme avec ses milles variétés en fauna et en flora, indéracinables fondations de l'homme, mérite un traitement mieux que ça. De toute façon, il fait payer d'une dette grave quelque soit la réligion qui va le domestiquer. Il lui a fait payer en Mexiques

 

Je cites en témoin mon ami liberian Alexandre: "De toute façon, ce qu'il faut jamais oublier, c'est que, en Afrique, si quelqu'un vous dit qu'il est d'une telle ou telle religion, ce que vous devez comprendre qu'il est d'abord animiste, ensuite telle ou telle, et ceci indifférement des monothéismes"

 

Et cela, j’appelles la résistance, des plus belles, et résistantes…Le nid de la différance, le noyau dur et pur qu’on ne peut aliéner dans sa purété d’origine qui est toujours actuelle, jouissant d’une étérnelle jeunesse et de bonne santé, sauvée des mains du colonisateur blanc, des missionnaires, des anthropologues.
 
Comme la France, entre tant choses  compliquées, dans la crise en Syrie, elle a opté (en discours sur les réfugiés) dès le début pour les Yézidi; car une existence impensable sauf devenu symbolique, catalogué en musée, mais jamais dans le catacombes de Paris ni hors les enceintes sacrées de la ville; mais seulement à Yezd, en Iran.

22.02.2020

Projet du Siècle


“Dans le temps de Jésus, en Moyen Orient, il y en avait beaucoup, et qui sont sombrés sur ce chemin, pour les raisons …”

Aurore, Nietzsche

A propos du film:

L'Edification d'un Culte d'Athéna -Xeno-Sceptomena https://youtu.be/9M3avhVw6Z4  via @YouTube

Nouveaux phénomènes religieux font leurs apparitions;dans le monde héllénique,vers la fin de l'empire romain, un renouveau du syncrétisme (hormis coach trainning, gourou, horoscope, agitprop théiste)

-Un pur/dur "Feuerbach" fait à la maison, mais encore à l'envers et pervers, sur une idée qui m'est venue dans une décharge publique où l'on a l'occasion de constater le véritable prix de chaque objet de "consommation" inconsommable, jeté, mais spirituellement prêt à être consumé (19-02-2020)

*

Sartre pour refonder la théorie marxiste de l'histoire, il entreprenait longues analyses phénoménologiques sur ce qu'il appelait les "objets communs" (au sens larges d'objets intentionels husserliens, appliqués aux objets produits en vue d'une valeur d'échange dont le sens s'éfrite).

Cet projet enorme qui passerait en revue Schelling (religion, mythologie) est continué par Tran-Duc-Thao en théorie, et plus tard, par Jean-JosephGoux (Symbolique freudien, Sémiologie et Modes de Productions=en vue d'Echange, commerce… Les Deux sont disparus, seuls Althusser et Foucault en ont pris au sérieux et théoritisé les "idéologies"/ “Idéologie” (Paradigme)

Donc les analyses de "diagrammes", dispositifs du pouvoirs (appareils idéologiques d'Etat, Machines de Guerre, “Pensée du Dehors” au lieu de Transcendantal, et “apriori historique”, tous), Tout Deleuze et Foucault, même Baudrillard viennent de cette fidélité irrespectieuse que j'ai toujours eu envie

Avec les “suppléments dangeureux”, “traces” qui n'ont pas de présence (traume de Freud revisé), Derrida et Levinas, Lacan et Badiou, et toujours avec  ses"Iconographies" (Goux), "Echange Symbolique et Mort" (Baudrillard), Anagrammes (mes films 2016-7) ont tous participé à ce projet du Siècle  dont l’aboutissement pratique fut: Spectres -Marx

Même cet homme de génie colossal, A.Kojève, n'a pas compris "Idéalité de l'objet littéraire" (“titre de thèse déposée de Derrida, contre et pour Husserl), il nous a fallu et à Derrida, et à Moi, des décennies pour Etre finalement Compris, références dévoilées,  ce matin dans ce texte-ci, nous-voici, exposés au cannibalisme mondiale académique...

Dans ce Auto Fa De, ll ne fallait pas pas trop dédaigner l'Ecole Phénoménologique de Perception (Bergson, Merleau-Ponty, Michel Henri, Granel, etc) au profit exagéré d'une  Ontologie Fondamentale et de l’Analytique du Dasein: Car, “Onto-Théologique Constitution” expliquée par Heidegger évolué, puis  par Marion. Merveilles du Sommet de la Philosophie où rien ne reste au Dehors!

Dans le Sommet, il y a Lyotard aussi: un "prolétaire au sens kantien du terme", ahurissant et juste: "Il n'y a pas un référent reel du prolétariat, il n'existe que dans l'Idée, par l'intermédiaire de l'intelletuel qui s'y investit"[1]...  Alors  c'est nous qui avons perdu le référent, et non pas le référent lui-même!

D'où en principe le titre saisissant de mon dernier livre (2004, depuis je ne publie rien pour les raisons évidentes): "Gıyabında, Yerineler" (Paradigma): "A l'absence de/ A la place de.." . Une forme vide de référent; pour dire qu'on parle et écrit pour Rien, pour Personne (Niemand)! Mais la substituabilité fonctionne sans cesse… Et “personne n’est témoin de personne”, P. Celan.



[1] Faculté de Juger, Minuit.

Humanité sans Pourquoi / Menschheit ohne Warum

 
"quod humanitas non esse finis debet"
Die Menschheit ist nicht das Ziel sollte/
 Humanity is not the goal should

Aquinalı’da, Duns Scotus'da başka anlamlarda; insanı erekler ülkesinin amacı yaparak "kendinde erek" hale getiren Kant’ta başka; ama öyle bile olsa insanlık idesine ödev ve yükümlülük bağıyla bağlı


Felsefeci için örtemece (euphémisme) olmayan, hülasa aktarmaya kalkıp çuvallamayan çevirmenler lazım..."İnsanlık denilen şey şu ya da bu sonlu bir ödeve, yükümlülüğe (varlık nedenine, ratio essendi) sahip bir varolan değildir". Benim çevirim böyle olunca anlaşılıyor tarafımdan ; sonsuz ödevler, « Moral Tanrı » tasarımı ufukta…

Ancak Nietzscheci bir kuşku sürüyor… O zaman çeviri falsifier etmek zorunda: "L'humanité n'est pas une finalité en soi à laquelle nous serions redevable", elle est quelque chose de passager, déjà fini comme devoir (il n'y a pas devoirs envers l'humanité qui n'est qu’un anthropos en devenir)...

Il n'y faut montrer ou exposer aucun respect, aucune compréhension "dite, herméneutique" (Verstehen ; se croire comprendre subjectif), aucune compassion de sensiblerie forcément hypocrite, jamais assez sincère pour le passé: Si nous sommes homme, justement par cet irrespect non pas oublié, mais voulu, excercé, qu’on ferait meilleure preuve de Respect!

C’est par cet irrespect sans grâce, gloire ni téléologie ni entéléchie dont le seul, sentiment qui nous donnerait une « frisson sacrée », de seul vue inaugurale et indifferent au passe fictif, à «ce que les hommes y auraient crus êtres», alors que seule hypocrisie se comptât et se payât…

C'est de la grande Grundstimmung de Nietzsche qui qualifiait les hommes d'antant -et à plus forte raison ceux d'aujourd’hui –des "platoniciens innés" : un passé fictif, «ce que les hommes y auraient crus êtres» (Fades Copies d’eux-mêmes, idoles barbouillés) , alors que seule hypocrisie se compte: and like Now!

Le seul endroit où Derrida s'est rapproché de cette vision "tragique" du monde humaine, c'est que son discours sur la responsabilité finit par l'éloge d'irresponsabilité sans limite, comme hosti-hospitalité vraie, authentique, inconditionnel et sans condition juridique: Amour fou: Tragos

Certes, la remarque méthodologique que j'ai adoptée d'E. Levinas, une extrême vigilance dans les actes de "poser", s'exposer, s'imposer phénoménologiques (Cf. Exposition Sacrificielle; 1994), rendait compte de Husserl, en supplément à la dialectique de Hegel: Forcement éthique, soit il/légale!...


C’est donc par cet irrespect sans grâce, gloire ni téléologie ni entéléchie dont le seul, sentiment qui nous donnerait une « frisson sacrée », du seul fait inaugurale et indifférant au passé fictif, à « ce que les hommes y auraient crus êtres » (fades copies d’eux-mêmes, idoles barbouillés), alors que seule hypocrisie se comptait et se payait. Alors encore la force des simulacres


Le perspectivisme nietzschéen donnerait peut-être aussi le "dépassement vers le mieux" de J. Derrida, bien-sûr à partir de lui-même, de son texte, des conséquences obtenues (apories ou l'ambivalence des valeurs poussées aux limites de leurs logiques) des déconstructions…

Backdoor Philosophers

Scottastrophe‏ @JScottKing0920

He: "Some blame can be placed on the French “philosophers” like Foucault, Lacan and Derrida. Evolving Marxism into a cultural movement rather than an economic one; coming in through the backdoor by way of our educational system. And perpetuated especially by the academic apologists."
@elieelieshabbat
Me: Yeah Sir, exact but not enough! We are just the "backdoor philosophers", as you evalute us; our specialty are phantomas, ghôsts, revenants by backdoor& not by "Narrow Door"! "Nous vous faisons des petits rejetons sans pères (concepts) sur le dos des magnum philosophers, and systemes", etc.

*
 
 
Adam Riggio @adamriggio 

 

Secretly, I'm a Bergsonist, but only through the backdoor, and only with consent. How naughty us philosophers are.

Me : Dans quels moments& pratiques de votre vie (y compris au-devant de la mort), réclamez-vous d'une/plusieurs "écoles philosophies" (y compris la vôtre, soit syncrétique/éclectique/ecclésiastique)?

Témoignez-vous en, surtout en donnant des noms ou des écoles auxquels vous êtes proches.

21.02.2020

BİR EPİFENOMEN VE SEMPTOM OLARAK KADIN ARAŞTIRMALARI


BİR EPİFENOMEN VE SEMPTOM OLARAK KADIN ARAŞTIRMALARI

(Meşru ve rüştünü ispatlamış bir sosyal disiplin)

Exergue

·        sofiairene‏ @sofiairene  “Did Derrida's wife get it?”

 

·        Surement plus que celle de Heidegger l'aurai compris, et moins que H. Arendt qui fut suprême et même aller si loin qu'elle se lui opposa une "Philosophie de la Nativité", jamais rêvée depuis, et y compris Aristote. Mais son fils Pierre rejette le Nom de Père par trop de compréhension

 

*Yaşar Çabuklu‏ @yasarcabuklu

« 1- "Yapısöküm kesinlikle feminist değildir": Derrida'nın bu sözü bir bakıma doğrudur ama öte yandan Derrida'nın neden bir "Yeni Enternasyonal" önerdiği sorusunu akla getirir(Marx'ın Hayaletleri, 1993) »

 

Öncelikle "yapısöküm" Türkçe'de varolan veya bir yazarın bu başlık altında adlandırma zorunluluğunda kaldığı çalışmalarının göndergesi (referent) olduğu bir kelime değildir.İsmi zikredilmeden ve sorgulanmadan yinelenen, kararverilemezliği tarafgirlikle iptâl eden bir çevirmen hatasıdır[1].

Tahrif edilerek kasdedilen,asla bir -izm olmayacak ve apriori formelliği gereği sınırsız, ancak çağlarla sınırlı,"déconstuctions" olsun: O halde şu ya da bu -izm'in veya zaten kendileri çağın veya düşünsel iklimin semptomatik (göndergesinin bir  « malaise » olması anlamında, marazî) ürününün (feminizm, kürtçülük, vb.) altına (subsumer) veya karşısına (gegen, versus) yerleşemez

Yaşar Çubuklu :

2- Kuşkusuz Derrida'nın feminizme yaklaşımı sorunludur. Tek bir feminizm yoktur, farklı feminizmler vardır. Öte yandan feministlerin bir bölümü yapısökümde -özcülük eleştirisi vb. gibi- feminizmi zenginleştirecek yanlar bulmuşlardır.

Zaten Derrida'nın her yaklaşımı sorunlu(!) değil ama sorunsaldır (bkz."problema, öne sürülen çocuktur" –Prophyle alıntısı); özcülük eleştirisi meşru bir alan olan kadın çalışmalarının etkisi sınırlı ve zayıf silahıdır (LGBT'nin ise süper silahı), çoğu kez kendine karşı döner: ("kadınsan kadın ol"!)

Özcülük eleştirisi Heidegger'den sonra ilk kez Sartre'da (Camus etkisiyle) "varoluşun delice, özgürlüğü ispatlayan bir isyan, bağlanma olmakla esas değerini kazandığı" görüşü özü yok edemese de siler. Ama Sartre, Beauvoir'ın "isyanına" katlanmak zorunda mıdır? Ayrıca ağır bir karar verilemezlik tarihine sahip “Özgür Seçim” de ne?

Heideggerci (Lutherci) dünyaya dinî fırlatılmışlığı, bırakılmışlığı (Gelassenheit), Yahudi Levinas'ta kırılganlık (vulnérabilité: Jude tarihinde kölelik ve kurnazca göçebelik azmîyle kazanılan duygusal şantaja konu: Pâye!) kafasına (postkolonyal iklime) göre "özgürlük" diye yorumlar Sartre

(Üst Anlatılarla –méta récits- beraber) Büyük diyagramı, apsisi, ordinatı boş veren, Minör çalışma alanı olarak duygusal kuralsızlığı seçen, Roman yazma ve Ebebiyat tanıklığı terbiye ve kültüründen yoksun (şahsi bir eksiklikten veya eziklikten ziyade erkeksi tavırlarla örtülmeye çalışılan sosyal yara: rol model krizi, Amerikan Efendilere rücu etme, vb.), exo-ideolojik (kapıdan kovulup bacadan giren, kaçınılmaz hatalara neden olan) derleme teori denemeleriyle Kadın Araştırmaları sanatsız, isyansız, itirafsız, nötral bir yazının arkasına saklanmış; 19.yy Erkek Romanı egemenliğine düşer

Flaubert, "aslında Madam Bovary benim" diyerek sosyal dayaktan kurtulur belki ama kadınlar kendilerini hep örnek anne, getirdiği çeyize, noter kocasının itibarına helâl getirmeyen, ABD anayasası için çocuk yetiştiren, cepheye mermi taşıyan nine şantajı avantajından asla vazgeçmediler.

Ne erkek ne kadın cinsiyle ilgili olmadığı halde, ve Genel Diyagramı yerinden ettikleri için (Endüstri Devrimi; ve bedava dağıtılmasından asla kuşkulanılmayan evrensel vatandaşlık/oy hakkı) kadın ve erkek arasında husûmetlerin epifenomenini, temasını (temalaştırılamaz olanın zorunlu temalaştırılmaları –Levinas kavramı) oluşturageldi: Ta ki Master&Kinsey Raporu yayınlanana kadar…

Raporla beraber (işçi sınıfının faal bir pipisi olduğu malûmdu da; Batıda aydınlıkta kuku gören –Avrupa’da ABD’nin aksine, evlerde hamam olmadığı için- daha olmamıştı) hediye olarak erkeklere bir TrauMan Capot, kadınlara da bir hap dağıttılar: Savaş Sonrası Kilise Sarsıldı ve oğlancılığa rücu ederek yıkıldı!

Önce bu adı konmamış frenezi (Spinozacı appetit; panteist ve panerotik, polivalan, poliperver Cinsel Özgürleşme) her iki cins için de iyi bişi sanıldı (“papazların canı cehenneme”!); ama artık bedenlerinin ve bebelerinin sahibinin Allah (sive Tabiât) değil Devlet tarafından belirleneceği kısa zamanda anlaşıldı (sadece kazayla olan, anlık hevesle peydahlanan bebelere güvenilebilinirdi artık, diğerleri Devlet’in malıydı; “cinsel kimlik” belirleme kurumu… İlk uyanan M. Foucault oldu; yeryüzünde bir ilk: Nazi Öjenizmi Savaştan zaferle çıkmıştı: Sovyetler dahil –İslâm ülkeleri hariç- herkes bunu sikişerek kutlandı

(Türkiye’de Fazıl Hüsnü Dağlarca “Çocuk ve Allah”la, Mülkiyeli Ece Ayhan da “Devlet ve Tabiyât” ile olayların ne denli farkında olduklarını ispat ederek birden öne çıktılar… Devleti henüz olmayan, kendini “garip” diye pazarlayan, olmayan ümmete şifreli yazan Necip Fazıl -nedense- Kısakürek de hamam şiirlerinde elinde “necipcik, necipcik…” diye diye ortalarda dolandı bir süre, taa ki…)

Herşey rasyonel, duyguları işe sokmadan güzelcene giderken, ortada ne din, kilise, evlilik, yasal tanıma dışında babalık hakkı kalmadığı, sadece aşırı teknisist bir müdaleci Devletle (Vietnam Savaşı) başbaşa kalındığı an (Marshall yardımıyla Devlet Ana’nın “babalığını” iyice gösterdiği o an), Çicek Devrimi, aşkı bol ve siyasî olarak nahif (İran’a özenen Goethe’siyle Alman Romantizmi’nden sonra Batıda ve dünya çapında bir ilk) 68'e gelindi:

Hepsi aklı başında ve UCLA, çoğu sosyal bilimlerde üniversite öğrencisi (Almanya hariç, orada yasaktı), telefonsuz gezgin bu çocuklar Sultanahmet’te @PuddingShop'ta birbirlerine notlar bırakarak –neredeyse gözümün önünde- bir ağ kurarak dünyaya hakim oldular: Ortada ne Staadtwissenshaft ne Batı Metafiziği, ne Husssel bilimciliği, hiçbir şey bırakmamak üzere A=A, Çelişmezlik İlkesini ilgâ ettiler! Seks, cinsiyet  dayatmasını uzaktan aşan bir şeydi bu…Sonuçlarını anlamaya başladığımda verimini de aldım, bazılarının “dünya inanç tezi” için ise yıkıcı oldu tabii

Sonra tabii, onların ilk elden ürünü (aşk çocuğu) olarak "Ben" (Transandantal Ego) doğdum, gerisi malûm... Onun içindir ki, bu dindar ve kindar (kinder project) proleter yetiştirme müesseseleri, İmam Hatip Kibbutzlarının nasıl geri tepeceğini gayet iyi bilirim: önce Aile ve Kadından Sorumlu Bakanlığı raporu yayınlanarak islâh veya ilgâ edilmeli, derim.

 




[1] Ben kimi çalışmalarımı 1993 yılında daha o zamandan çoğul olarak “Yapıçözümler” başlığı altında yayımladım; ki bunların (telif, özgün eser, çeviri değil) çoğu daha erken bir tarihte Defter dergisinde yayımlanmıştı. “Ve Niçin (Yine) Felsefe -Yapıçözümler”, Y.K.B., İstanbul, 1993. (Başlık Hölderlin’in meşhur dizesi “Üzünç devirlerinde niçin yine şairler (Warum Dichter)?” dizesine gönderme yapıyor).

Lettre à des Jeunes Littérateurs




Lettre à des Jeunes Littérateurs

Sur leur métier future et

l’Etat Actuel des Choses
 

Etre touché par l'évènement et soit préparé d'avance en théorétique soit écrasé par une ligne haptique qui lui traverse, un auteur ne resterai jamais indifférent, mais tout au plus, il en réserverait, lui-aussi un surprise à l'évènement de cette envergure, en différant p.ê. dans le temps sa "réserve de différance"...
Commuauté des Visionnaires
Database/Ran le 20-02-2020

20.02.2020

Ordre du Discours -How make We...




Ordre du Discours -How make We with words not the things but the thinkings ?

Interpellation, Libérté et Contrainte... Notre dicours commence avec une interpellation par M. Foucault et se poursuit avec un compte rendu du livre de Jean-Luc Nancy "Impératif Catégorique" sur la Notion de liberté en passant par la parole prophétique de Tarkovsky (Nostalgia)...
 
Communauté des Visionnaires
Database/Ran le 20-02-2020

NİSÂİYE’ye Giriş dersi -101


NİSÂİYE’ye Giriş dersi -101

 

Ben daha emekleme dönemimde İ.Ü. Fen-Edebiyat Genel Kütüphanede bütün sayıları mevcut olan "Cahiers du Cinéma" üzerinde emeklerdim; Pascal Bonitzer, Christian Metz, Lacan analizleriyle orada tanıştım; kimi kuramcıların sonradan film yaptıklarını gördüm. Pratiğimi de EN.Sup'te yaptım.

"Pratiğimi yaptım" derken, benim ailem beni Sinema okusun bâri diye Paris'e gönderecek kadar zengin değildi (genelde fakirler Felsefe okurdu, şimdi değişti tabii); @EcoleNormalSup 'te 'auteur'lerin davetli olduğu düzenli gösterilerde "Cahiers"nin sayfalarından önüme çıktılar @RuedUlm

Ama temelim Onat Kutlar'ın himâyesindeki Sıraselviler SinemaTek'inden zaten çok sağlamdı; Üstün Barışta (Boun) teori-ptatikle bizi sanki baştan yarattı -hakkı ödenemez- Reha Erdem ile Kutluğ Ataman GSL'den yapışık kardeş, hızlı, partili militanlardı: Teoriyle asla zaman kaybetmediler!

Sonradan Reha'yla ortak bir tutkumuz olduğunu öğrendim: @Arnomunster Ben Thomas Münster ve Bedrettin hayranıydım zaten @Ciph deki @ruedescartes seminerleri bizi toparladı, Kutluğ Ataman ise 2000’lere kadar görünmedi ortalıkta; performansları keşfetmiş haliyle. Ben @palette de asla!...

Tarih çalışacaktım; sinema semiolojisinden geliyor; Behaviorism ve Bilkent saçmalıklarından kaçıyordum, Verfremmdung kökenli Mimesis'ci biriyim diye sekterörün hedefindeydim; göçebe olmasam, Deleuze Derrida Lyotard Scherer Guy olmasa halim nice olurdu? 12 martlı İzzet Yasar gibi bunardım

Annanem derdi zaten, oğlum bunayınca geçmişi daha iyi hatırlıyorsun, anlamazdım tabii. Mesela Ece Ayhan da bunadı ama güzel bunadı: Cumhuriyet Meyhanesinden çıkarken bak derdi, şimdi burdan Orhan Veli geçecek, gene sarhoş, ve şurdaki çukura düşecek. Dedikleri aynen olurdu: Canlı canlı Tarih…

Neden sonra bi baktım, bir film geldi eve, Uygar Asam yapmış, izle dedi, Anita'yı okurdum. Klasik iç sıkıntısı intahar uzun metrajı, Çanakkaleye gidip Ece'nin mezarında bira içmeler, çok sıkıldım tabii. Yahu Ece öle mi anılır? Ecevit, Mülkiye Defterleri bile daha Ece'yi temsil edebilirdi!

Tc ye bi döndüm, herkes sanki metro turizm şöförü olmuş; bu yol ayık kafayla çekilmez abi misâli içiyor, bacılar dahil! Yahu içkiye ne hacet siz zaten Binbir Gece Masallarında yaşıyorsunuz burası cennet, tam kafa memleket: Adanalı İstanbula gelince, İstanbullu Adana'da inince sarhoş!

O zamanlar tabii büyük şehirler kürtler için bir cennet, doğal bir doğum kontrol aracı; memleketteki 6 çocuğu beslemek için yaban ellerde çalışma fikrini 1 kuşakta terk ettiler neyse ki; Büyükşehir geyliği diye yeni bişi doğdu, kürtler artık bekar, başlık parasız kürt siyasetine girdi!

Kadınlar da boşdurmadı tabii, mor çatı altında vucütlarının en gizli hazinelerinin farkına varınca ne ana ne koca ne baba ne devlet kaldı. Bütün Ukrayna ders vermeye hazırdı, gülleci kadından masaj; kıllı türk erkekleri fazla kilolarıyla bağımsızlık ve özgürlük şiârına kapıldılar!

Zamanında Atatürk'ün vali eşleri cumhuriyet balolarıyla başlattığı ve akâmete uğrayan süreç hızlandı; gün geçmiyordu ki Balo Sokakta spontan bir lez doğum günü seneyi devriyesi kutlanmasın, her yer bitmeyecek bir post-franco balosu gibiydi, çok eğlendik Büyükşehir Bld org sağol!

Sakil duran Bağdat caddesi bile Adana ile altın günü yarışına girdi; artık her yiğidin kalbinde bir sosyete güzeli vardı; kürtler iyice cıvımaya başlayınca Ahmet Kaya linçi yaşatıldı; oysa ki adamların tek derdi karılarının sauna namusuna helâl getirmemek; saygın iş adamları vekiller!

Cumhuriyet rejiminden "Mukaddessatiyet" (« Mukaddesiyet » ; uyduruk yerel ve milli Teokrasi) rejimine geçişi "Türkiye Genel Nisâiye Tarihi" adlı şiiri okumadan anlamak imkânsızdır (Kubilay çık dışarı artık!); Ece Ayhan'ın "Cumhuriyette Kadın Dolaşımı" adlı Mülkiye eserinden sonraki temel referans!

Alnınızı kaşıyarak bi düşünün otobiyografik tarihimizi; illâ vardır bir öksüze (babasının siz olduğunuz yetime), bir bekar anneye yaptığınız bir fenâlık; olmadı doğuda askerlik yapmışınızdır; işte başınıza gelenler hep o Nisâiye Koğuşu'nda tek başına merdivenaltı kürtajında yatar!

 

Trois Thèses sur Rien -Cioran




Trois thèses sur Rien + Une -Cioran

Trois thèses sur la thèse du monde au sens phénoménologique du terme présentées; dont 1ère concerne les scientifiques et mathématiciens théoriques; 2ème, les théologiens théoriques (en fait, les "onto-théologues" qui sont les métaphysiciens; 3ème, les nihilistes, qui partagent tous, plus ou moins un défaut que nous cherchons de supprimer avec une 4ème position la plus difficile.

Cioran avec sa lucidité aigre, appelé en aide, qui nous donne l'occasion de penser d'une part l'autistique (kat auto) et les "ruses de concepts" qui donnent une éthique pratique de vie, et éclaircie d'une part nos précédents découverts en concept (anacoluthon, accompagnement à autrui) et la suppositon d'un "suppôt" leibnizien, tous se concourent peut-être vers l'origine ou la fin du monde...

 

Communauté des Visionnaires

Fictions autobiographiques
 

Database/Ran le 19-02-2020

 

17.02.2020

Un Monde des Incompossibilités -Leibniz




Un Monde des Incompossibilités

(Se Disposer d’un Suppôt)

Traçant un plan d'immanence qui inclut Dieu comme dernière limite, inatteigble, l'ontologie leibnizienne nous offre un monde composé des individualités irréductibles les unes aux autres, mais pas forcément trés communicatives, inclines à se plier sur soi, sur ses propres malheurs, à se faire obstacles et à eux-mêmes et aux autres.

Pour surmonter ces obstacles, avant qu'elles s'installent comme traumas, Leibniz prévoit selon la connivence et l'harmonie entre entre certaines des monades une assistance, une guidage, un support, à savoir des "suppôts" qui suppléeraient aux manques, aux lèses et aux torts irréductibles: une éthique pratique d’accopagnement pré-moderne, realiste et consolatrice dans un monde bourré des inégalités et des "incompossibilités", dont le rétressisment, seul, donne la tristesse.

 

COMMUNAUTE DES VISIONNAIRES

Fictions autobiographiques,

l'histoire du présent et

analyses phénoménologiques de la vie quotidienne

 

Database/Ran le 11-02-2020

16.02.2020

Aporie de Qui et de Quoi



APORIA DE QUI ET DE QUOI

(QUOD ET QUID IN DEUS)

Cette video semble à un Compte Rendu de mes précédentes, surtout une reflexion sur mes possibles "erratum" et mes "métaphores" (s'il y'en a, car je les évite) et des métonymies, déplacements, médiations, séries virtuelles, formalisations (qui risquent d’être imiter forcément) dont j'use à volontieret j’espères bien en toute générosité impossible et inconditionnelle, nécessité de réserve ou de différer de différance, non pas hélas seulement pour des raisons ou limites ontologiques, alors que le philosophe doit demeurer toujours –non pas dans mais- en “bonne foi” sincère et sans limite (c.-à.d. en différance).

 Ceci n'est pas encore/ de nouveau un "Comment j'ai fait certains de mes filmes" (à Héléna) à la manière d'un Raymond Roussel à qui Michel Foucault avait réservé une ample étude, car je m'expliques dans l'inextricable à la manière d'une Dénégation (négation de la négation) freudienne, mais aussi en si lucide clairevoyance que c'est possible, et en me renvoyant justement à ce "récit fictif du 1680, de Turenne", (rédigé ou produit malheureusement officieusement à la manière d’un “document” historique inespéré et finalement trouvé pour remédier à un “Mal d’Archive” moderne, comme une plaie saignant de la véracité qui va nous sécourir) adressé aux seigneurs du temps, par l’analogie à laquelle j’expliques pourquoi un philosophe (à la manière aristotélicienne qui l'évaluerait à partir de sa “fin” –réelle ou idéelle, entéléchie- de la vie) doit rester aporétique; surtout après avoir été analytique jusqu'au dernier “flacon de neige” (structures cristallines de pensée) qui reste pour s'émerveiller encore qu'on est en vie...

Merci de vous consulter à mes références "inter-filmiques" qui sont particulièrement voulues et abondantes dans cette video que j'espères ne pas être un A-Dieu, ni odieux!...

(Tangentes d’une vie théoréthique –bios théoretikos, vie théorétique et éthique-  dans l’auto et hétéro référentialité d’une auto-hétéro-affection (“faut aimer Dieu de la manière qu’Il vous aime” de Kierkegaard, à savoir d’une manière inventive, sans savoir ou en l’ignorant); Exhortations en forme d’exemple;

 tangente voulant dire comme chez Leibniz, une courbure qui s’approche au maximum à un cercle qui ne se coupent que dans l’infini, c.a.d. jamais: la forme d’aimer Dieu, comme autrui comme autrui, ou bien celle d’aimer autrui comme Dieu qu’on ne peut chosifier et Personne, Niemand n’en témoigne que comme témoin -Celan)

 

COMMUNAUTE DES VISIONNAIRES

Fictions autobiographiques,

l'histoire du présent et

analyses phénoménologiques de la vie quotidienne

 

Database/Ran le 14 Fèvrier 2020

15.02.2020

Yapısalcıların Türkiye’de bir tarihi oldu mu?


YAPISALCILAR tarihselci (historiciste) yaklaşımlara karşıydılar, peki Yapısalcıların Türkiye’de bir tarihi oldu mu?

(Bir tweet): Yapisaldan post Derrida'dan dost olmaz diye Avrupa’da meşhur bir söz varmış…

Ben:

Avrupa'da değil de kültürsüz Amerika'nın Baltimore konferansında oldu olanlar, bir daha da toparlanamadılar, Yahudilikten Hristiyanlığa (inançsızca geçiş yapar gibi mahsustan uyum sağladılar), apolitik babasının-kızı modeli tez konusu arıyordu: 12 eylül sonrası Bilkent kuruldu!

  Zaten TCde toplasan akademide toputopu 3 yapsalcı vardı(sağlam filolog eleştirmen Süheyla Bayrav’ı saymazsak): Berke Vardar, Tahsin Yücel (romancı oldu),çömez M.Rifât (apolitikliği sansür amaçlı yapısalcığa uyguladı). Dehâsız, parıltsız vasattılar. Ali Günvar şiirden anlayan mimar, biraz zekiydi, tarihselliği de hiç ihmâl etmiyordu Poetika’sında; hani?

Ama sonra Uğur Mumcu, Hrant Dink falan katledilmeye başlanınca yeni nesil toparlandı ve Gezi'de, onca aranan ve bulunamayan (zirâ etnikçilerle yol alınamazdı) transandantal gösterilenin bizzât kendileri olduğunu (Gıyablarında,Yerine) konuşanların da bizler olduğu metonimikman anladı

Gezi'den çok işkillendiler, bilmedikleri bir şeyin sembolü veya metaforu sandılar: Metafor olsa sorunun bizâti kendisine ulaşılabilirdi, diye korktular(Aralık olaylarıyla kendi kendilerini bastılar),oysa mecâz yoktu ortada: Sadece metonimi vardı. Kendi sorunlarını basitçe Gezi'ye taşıdılar

Babalarının Devlete değil de islâmî özel üniversitelere emânet ettiği kızlar da Ali Şeriâti falan okuyarak dinden çıkacaklarını hızla anlayınca, Mevlâna & Derrida, İbni Arabi & Derrida okursak  solcuları geçeriz diyen asistanlara uyarak, dil, felsefe, edebiyat bilmeden gâzele başladılar: Tâ ki

Hâdislere dokunmadıkları sürece, süper öğrendikleri Arapçalarını asla Kurana uygulamamaya and içirildikten sonra, artık ne yapsalar hoş görülebilirdi; Farsçanın dev klasiklerinin onları nasıl bir dinsizliğe sürükleyeceği ikâzına gerek bile yoktu: İran öcüleşerek kendisi üstlendi bunu

Sosyal psikolojilerini takviye edecek bir şaklaban vardı ortada çünkü; yılbaşı Turkey'si gibi şişinerek kendini olduğundan büyük göstermeye çalışarak Arap petro-dolarlarını sıcak para hamamı sanarak yanlış atlara (Sudan; Mısır, Yemen) oynamaya başlamasa liberaller sırıtıyordu borsada!

O sıralar tabii Avrupa’da toprak kazanmış (Maastrischt) bu sefer de içinde hristiyan havarilerin türbeleri muhafaza edilen Emevî Camii'ni sünnileştirmeye sefer düzenlemeye varacak kadar, Ramazanlar artık Endülüs katedrallerinden veriliyor; ortada göçmen akışı daha yok, körükleniyor savaş yerel ve milli cephe açılmış, mhp dinden anlamasa da

Arabın parası var da görmemiş, inşaat yapacak da kime satacak, London-Paris'ten ucuz ama finans merkezi olamıyor, para durmuyor, kaçıyor, Filistinlilerin parası olsa neyse de onlara Balat civarı yetiyor, Suriyeliye toki mokiden para kazanılmaz, Salman da Esat da çok iyi eğitilmişler

"O zaman bi Ahmed hocaya soralım, aboo o hoca o hoca değil mi, hani başbakanken.. Yok o değil, bizim uysal Erzincanlı yol işlerine bakıyor, ara nağmeci ara rejimci. Dervişe mi nobeli versek? Yok yapısalcıları salın sokağa, kültürel çalışma zındıkları, ama ibni arabîcilere dokunmayın daha"

Ex-yapısalcı solcu patron dinden anlamadığı için tuttuğu din danışmanına sorar: "Sıradaki kim? Din geliyor. Gelsin; elinden ne iş gelirmiş? Her iş gelir Efendim: saat hesabı, ay takvimi, namaz vakitleri, miras ölçüsü, faizsiz kazanç paydaş hesabı, ön muhasebe, yastık altı altın hassas tartımı, kayıtsız paralel ekonomi, kurbanlık angut ihracı işi"

 

Fin de l'Art -Latrines Lanternes Laternas




Fin de l’Art –LATRINES LATERNES LATERNA

Pour exposer ce qu'on entendait véritablement vu les conditions de l'époque de la prévision de "la fin de l'art" sinon de l'artiste...
Revoir les condition de rapport des artistes d’une part la société d'autre part avec l'histoire et le dévéloppement des techniques de l'art, nous emmene à penser un assasinat non trop médité et un mort incertaine ou en état d'agonie par la non assistance à la personne en état de danger extrême... A partir de G. Deleuze...
Nous developpons instantenement une fiction de rapports du peuple villégois avec la seigneurie sous forme d'une Lettre de demande, assez confuse et écrasée par la crainte mais d'autant plus audacieuse, comme une oeuvre d'art univoque et équivoque quant à son philosopher et argumentation sur les priorités (vu l'état des Latrines; on exige soit des lanternes soit des laternas, à l'italiens, déjà deux camps de bataille municipale parmis le peuple au XVIème siècle...)
 
COMMUNAUTE DES VISIONNAIRES
Fictions autobiographiques ,
l'histoire du présent et
analyses phénoménologiques de la vie quotidienne
Database/Ran le 14-02-2020

14.02.2020

Angkor Architecture -Irrigation de Lois




Angkor Architecture -Irrigation de Lois

Un discours sur la classification des Beaux-Arts dans l'Esthétique de Hegel, chez qui l'architécture constituerait "le plus bas étage" des créations spirituelles humaines, qui malgré sa structure massive et pierreuse, soumise aux lois naturelles, on peut y décéler déjà, comme on voit dans les grands ressemblements urbains, et dans leurs réuissites de créer des grands réseaux d'irrigation, les plus hauts actes de légalité par une condensation de plus grande mémoire intériorisée par les réelles constructions extérieures, etc.

Dans la "copulation des lettres" dont le "copula" comme être actif légiférant joue comme première acte de justice et d'injustice, dans le jointement (Dikè, Fuge) entre un Dat (d) et un Sad (s); dans et sans (with-out) qui présuppose un bâti[1], une demeure, où le visé idéel est entre un Kaf (k) et un Nun (n): Kâf-u Nûn (Univers entière depuis le commencement jusqu'à la fin au sens de lois qui y régissent) dans la Mystique Soufite.

Jeu de mot anglais omis (oubli révélateur) dans le poème: “Il était un moine/ sobre comme un âne/ between an ox and an ass” (Le berceau de l'anachorétisme –vie de monastère- se situe dans le désert de Thébaïde en Haute-Égypte).

Philosophie à l'école bouissonnière

Databas/Ran le 13-02-2020

 



[1] Bâti (de bâtir) : masculin
-Assemblage de plusieurs pièces de menuiserie ou de charpente.
-Ouvrage dormant qui reçoit les vantaux d'une porte ou d'une fenêtre.
-Série de longs points pour maintenir deux tissus bord à bord (bâti simple) ou un tissu à plat sur un autre (bâti oblique), ou des coutures de doublure à des coutures principales (bâti de maintien), ou un pli (bâti glissé).
-Gros fil de coton qui sert à faire ce travail.
-Dans une machine, charpente rigide, venue de fonderie ou obtenue par construction mécano-soudée, servant de support aux autres éléments.