Goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.09.2020

« Tarihsel bir kader »

 

« Tarihsel bir kader » : Kant-Goethe-Hegel

(Ein geschichtlich Geschick)

 


Biz de Karaköy-Galata'daki Sankt Georg Hastanesini Çinlilerle böyle pazarlasak ya... İlaveten yanına bir Ceneviz Kulesi, Han'ı, bir de meczup okulu (Saint Benoit), yanında Ermeni Kilisesi, harabe bir Sinagog ve Belediye Kerhânesi, toplam bedeli Kalyoncukulluğu Sokak, Derbeder apt[1]

 

Bir Düzeltme, gerekli görünüyor: Kültürel elitlerimizi çıkarmış bir okuldan böyle bahsetmemek gerekir; tarihsel bir "kader" bu binaları yanyana getirmiştir.

İfade, kendisinin mezûn olduğu okuldan "papaz okulu" diye bahsetmiş şair İzzet Yasar'a şâirâne bir göndermedir: şâirin övgüsü/ yergisi…




Şair Goethe'nin "Renk Öğretisi" aslında bir yetiler ve değerler ontolojisidir, ve bunları "tarihsel bir kader" biraraya getirmemiştir[2].

Akıl yetisinin (Vernunft) İmgelem'e (Phantasie) yakın olduğu bölgede "Güzel" (Schön), Aklın Duyarlık'la (Sinnlichkeit) komşu ve İdrak, tefrik (Verstand) haline geldiği yerde "İyi" (Gut) yer alır. Güzel çıkarsızdır!

 

İyi/ kötü yargıları ise hem duyarlığın verilerinin hem de müdrikenin kuralları dâhilinde verilmeli; mesela övgü/ yergi bu mânâda çıkarlıdır; yerinde, adîl olmalıdır: Her "siyasî doğruculuk" da aklın "gerekli", ama "düşük" bir seviyesini kullanır.

Şâirâne yargılar/ dizeler bunun ötesinde!

 

Goethe'nin "Renk Feleği" büyük ölçüde Kant'ı takip eder; ancak bir skandal var: Eflatun'dan Kant'a, Güzel ile İyi, hiç olmadığı kadar ayrı düşmüşler, ters-yüzdür: Kant bu kadarına cesaret edemezdi; onun için de İyi ahlakî çıkarlıdır; ve şüphesiz Güzel ile -ancak- sembolize edilebilir.

 *

Umut Özen : « Aklıma bunu getirdi. »



Üstâdım, "aklınıza bunu getirmesi" yanısıra başıma da binbir türlü dert getirdiniz. Tam, Kant'ın biraraya gelmeyen "iki yaka"sını Goethe Çember'le aşmış diyecektim; ama Hegel ötesine gitmiş:

Kant, 'Hegel Çemberi'nin diğer yarısında (L'idéalisme théorique, Stoacı mutsuzlukla akraba)

 

Burada/ tümcede,artık Antik Site'nin çözülmüş organik töreselliğinde değiliz; "derbeder", çeşitli "çıkar ve inançların" çıkarlı bir şekilde (Avusturya İmporatorluğunun, bir influencer  -nüfûz- olarak Ortodoks kültü Aya Yorgi'de; Fransa İmporatorluğunun ise Haçlı Benoît şehidinde) biraraya gelişi... İman ve Bilgi'nin ayrışması[3]

 

Ceneviz burçlarını da içine alarak koruyan Saint-Benoît mesela; ki onlar Bizans'la eski bir ticarî-siyasî ittifakın 19.yy’da Pera'da tekrar levantenlerle, Galata simsarlarıyla, Osmanlı Bankasıyla hem devamı hem de kapitalizmdeki yeni tezâhürleri: Felek Çemberi, (eski) surlar artık Weichelstimmung!

*

Fark ettiğiniz üzre, burada bir "tarihsel kader"in (ilk şâirâne cümle veya "manzara"nın) biraraya getirdiği zeminden itibaren bir ayrıştırma, tefrik ve bir çember (Felek, kader, Tarih) içinde nasıl toplayabiliriz; bu zor konuya doğru, ve ondan itibaren ilerliyordum; Hegel tam kaynak!

 

Hegel Çemberi'nin solundan (heykel) ilerlersek Constantinopolis'in sürekli bir Roma'yı içe alımı, kapsaması var: Kız Taşı, Markianos Sütunu, Bizans fethedilmeden bin yıl önce dikilmiş, Roma'daki Trajan ve Marcus Aurelius abidelerinin bir taklidi.

Goethe'de en tepede Güzel; bir zamanların iyi, utile, kârlı olanı…

 




Duyarlığa ve müdrikeye sunulan tarihi materyal, ve bu konudaki az veya çok (iyi/ kötü) bilgi ne olursa olsun, Geist Çemberi'nin Weichelstimmung içinde bir komposizyon (Gestalt, belle forme, manzara) içinde titreşmesi için başta bir şaire (İlhan Berk, « Galata ») ihtiyaç vardı; İzzet Yaşar/ ben lirik değiliz…



[1] Rasyonel bir bütünlük oluşturmayan ve “tarihsel bir kader”in Weichelstimmung’un (action réciproque veya birbirine ikâme edilebilir –birbirinin yerine geçmeye çalışan- öğelerin karşılıklı etkileşimi) biraraya getirdiği şeylere dair bu manzarada fazla Apolloncu olduğu için Belveder apartmanı (Teşvikiye) yerine Derbeder apt’ı kullandık.

[2] Ya da « tarihsel bir kader” ne demeye gelir? (Ein geschichtlich Geschick?)

[3] İçeriğin çözülmesi, Aydınlanma, Algısal Bilinç: Şey” diyor Hegel’in Çemberi… Ütopizm (veya bizce komşusu “Estetizm”e varıyor…

5.09.2020

"Anahtar Kavramlar"

 

Felsefede ve Edebiyatta

« Anahtar Kavramlar »

 

Bu ex-pression, ex-primer, hatta ex-position’dan (sunu&maruz kalma) farklı;

Alm. hinausziehen’de (ausziehen: soymak, çıkarmak) hem “dışarı çekmek” hem de “ertelemek, geciktirmek, uzatmak” anlamları var; ayrıca Hingabe “fedakarlık” (Hingebung?); hingeben de “feda etmek, hediye, gözden çıkarmak”

 

"Boşa koymak, boşa çıkarmak, boşa düşürmek olarak düşünce"...

Düşünmek de khôra (kor, köz) halinde boştan alıp doluya koymak, doludan alıp biraz boşa koymak, boşa çıkarmak, boşa düşürmekle icrâ ediliyor.

"Büyücü Çırağı" bestesindeki gibi, ustasının yokluğunda sihirli kelimeyi telaffuz etmiş ve dolma-taşma-kova döngüsünü durduramayan çırakız!

*

Heidegger'in Das Gerede'sinin, Sartre'ın Bulantı'sının aşırı dozuna maruz kaldığım yerden (iyi kahve içmek adına -"Nisuaz, Korkunç 1Pastahane", Sait Faik), neyi unuttuğumu unutmuş bir şekilde elimden kaçan düşüncelerime asılı kalmış kendimi açık havaya atıyorum. Firâr (Evasion) E.L.[1]

 

“neyi unuttuğumu unutmuş bir şekilde” -hafızaya sığmayan geçmişten mi kaynaklı?

 

Kierkegaard ısrarlı bir şekilde mémoires (sosyal, sahte,süper egonun icâdı, "Hatırâtım") ile ressouvenir'i karşıtlaştırıyor; Hegel de Erinnerung (mémoire intériorisante, capcanlı içselliğin belleği) ile Gedächtnis'i (Hafıza)...

Ben neyi unuttuğumu biliyorum, ama düşünce hatırlanması en zoru!

 

Tanım :

Kavramlar felsefenin sloganları, Schibbolet'leri, kilidi (yuvası -dişil) kaybolmuş ve anahtar destesi (eril) çekmecede kalmış, dolap kilitli ama arkası sökük; anlamadan da şıkırtılarından hangi (artık olmayan) kapı veya çekmecelere ait olduğunu tahmin etmeye çalıştığımız isimlerdir.

 

Kavramlar zorunlu olarak görüsüzdür (bir zamanlar bir ressouvenir'in canlı görüsüne sahip olsalar da); görü tam anlıksal olsa zaten kavrama gerek olmazdı; kavramlar da sağırdır (sağır oda), görüler de görmemeye dayanır; kavramsız görü kör değil, sadece göz kamaştırır.

Kant'ı düzeltmece!

 

"Totenklage" ("mimus", mimique) et "Totengespräch", dans la proximité limitrophe de "Philosophisches Gespräch"...

Drama-tiques "personnages conceptuelles" (de Deleuze aussi)...

Yas Çanı ve Ölüm (cenâze) Konuşması, ve dramatik kavramsal kişilikler (Deleuze)

 

Bütün yazdıklarım kayıt altında (dosya adı:birkaç aydır "Skandalon", ve tüm imgelerimin kayıt yeri

"Sans Contexte"), korsanlarıma kolaylık...

Evasion, firâr

("Hava Firâr", vapurlarda bir aparat)

"Gece açık köprü karşısında dehşet!" (80’lerden bir dizem).

g-Önder-gesi kaybolan şiir!

 

Neyi unuttuğumu bildiğim andan kötüsü de neyi unuttuğumu artık bilmediğim an, zira ikisi arasına bir üçüncü an girmiştir ve onun peşindeyken bir dördüncüsü ki aslında ilki, yani birincisidir; bunu mağara veya rus bebekleri, çekmeceler veya s/S barré olarak görebiliriz: Yapısalcı kare![2]

 

S barré                   a’

a                            A

 

Kaybettiklerim (/bulduklarım) ve unuttuklarım (/hatırladıklarım)'a gelecek olursak:

"Totengespäche" (Urdichtung’da Cenâze Konuşması –yakarışi dua) diye bir filmim vardı ["Oraison Funèbre"i bulamıyorum]; onun yerine bir dördüncüyü, "Pudenta" filmimi buldum (çok güzel ders, ama dehşete düştüm): Kutucuklar!

Goethe'nin Çemberi:


Bugün Gérard Genette’in Architexte’inden Goethe’ in Urdichtung çemberini inceledim de; tweetter’ı söz sanatları içinde nereye yerleştirebiliriz diye; ben en dibe, merkeze yerleştirdim: “dichtende Einbildingskraft”, Imagination poétisante diyorum Heidegger’in Kant yorumundaki gibi…

 

« Totenklage » (« mimus », mimique) et « Totengespräch », dans la proximité limitrophe de « Philosophisches Gespräch »…

Drama-tiques « personnages conceptuelles » (de Deleuze aussi)…

Yas Çanı ve Ölüm (cenâze) Konuşması, ve dramatik « kavramsal kişilikler » (Deleuze)…

 

« Totenklage » aura une privilège pour la sonorité de l’Erinnerung mémorisante, à l’absence de la chose.

Mon idée des « clés sans serrures » pour nommer les concepts sans intuition vient plutôt de Hegel, interprété par Derrida, « Glas » (Yas Çanı).

 

Arkada (sahne arkası, « 4üncü duvar ») bir şeyler oluyor ; « Skandalon », « Morales à… »nın yerini aldı, en ağır hastalığımda berrak zihinle odaklandığım Spräche dürtüsü, imge’ye (« Vérité et Puit »’ye) yer açmak isterken uzam ve zamanda (sonbahar) yer daralıyor ; Pro-re-tension(el), kasılma !

*

Sabah kalkıp sözlüğe bakıyorum ; zirâ kafamda bir « tintamarre », nightmare, bir Nightingale, « klagen, klagen », Schläge, schlagen… Nachtigallenschlag… Ziller, çanlar, tokmaklar, bir Demuirgios çalışıyor, sesin nereden geldiğini bilmiyorum ;

+ama demir anahtarlar şıkırdıyor, bir kapı zorlanıyor, bir kâbus, terler içinde uyanıyorum, ses kayboluyor… Bülbül dem çekiyor : Rûşen-î dil, Idyle !... Halhallar, deontalar, meotalar : to me on! Menschenschlag! Klänge, lieblich Klänge…mit Sang und Klang!...

*

Neler oluyor? Meğerse biri Fred Dsertke okuyor: “kapı zilinin çaldığını duymak, zile basıldığını duymak değildir. Z/Dil sesini duyduğumuz hâlde düğmeye basılmasını duymamamızın sebebinin z/dilin aslında temsil edilmesi ama düğmenin edilmemesi”: zırdeli, ırzdili…

 

“Ben, İlyaz Bingül, edebiyatın ‘zilin sesi’ değil, ‘düğmeye basılmanın sesi’ olduğu/olması kanaatindeyim, yanındayım, tarafıyım, gereğindeyim.”

Ve ekliyor: ‘Düğmeye basılmasının sesi’nin ‘desen’ olduğunu, görültü olduğunu sanıyorum (uyduruyorum elbette canım) -görüntü, resim değil.”

3 eylül: “son dönem ‘rüya’=yazı’larımda -aslında pek de önemseyeceğimi sanmadığım- Husserl, Merleau-Ponty fenomenolojisi sık sık karşıma çıkıyor”

https://twitter.com/MihailBakhtin/status/1301302824828047361?s=20

 

Bu kadar kötü kitaplar, hercümerc tercümeler ve cümlelerden (Dsertke, muhtemelen kendi özgün dilinde “eylemin” sonucundan (effet) çok  kendisinin –“dokunma”, Merleau-Ponty- Deleuze’ün uyandırdığı (“Anlamın/Duyumsamanın Mantığı”) Stoa mantığında, aldatıcı bir şekilde öne çıkan “substance” değil, “fiil”in temsil edilemezliğinden söz ediyor:

Sprache, sprechen (Dil, konuşmak) değil… Ama Dil’i de konuşturabiliriz.

 

Yani, benim rüyamda “anahtarlar” (eril), “kavramlar” (anahtar kavramlar), “kelimeler”, hatta “ses” söz konusu olduğunda “harf” (düğmenin, veya klavye tuşunun kendisi) siliniyor, havaya yayılıyor, dalga dalga dağılıyor…Wellenschlag… Hatta, Kreuz schlagen…(haç işareti yapmak, istavroz çıkarmak.)

Yas Çanı veya Totenklage’de dişil bir şey var…

 

Kavramlar felsefenin sloganları, Schibbolet'leri, kilidi (yuvası -dişil) kaybolmuş ve anahtar destesi (eril) çekmecede kalmış, dolap kilitli ama arkası sökük; anlamadan da şıkırtılarından hangi (artık olmayan) kapı veya çekmecelere (dişil) ait olduğunu tahmin etmeye çalıştığımız isimlerdir…

 



[1] Emmanuel Levinas.

[2] Lacan (Batuhan Demir’den).